A.Cihat Kürkçüoğlu
Aşık Sefai
İbrahim Tezölmez
Lavinya'ya Nazire
Selahattin E.Güler
Orfeus Mozaikleri
Sabri Kürükçüoğlu
Kültür ve Çevre Bilinci
DÖVİZ KURLARI
Döviz Alış Satış
Dolar 1.9453 1.9488
Euro 2.5707 2.5707
TAZiYELER  + Ekle 
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
GENEL BiLGi KÖŞESi » Halk Oyunları » Şanlıurfa Halk Oyunları
23 Ağustos 2009 Pazar Saat 01:48

ŞANLIURFA HALK OYUNLARI [1]

 

 

GENEL BİLGİ

Yaşantısının her kesitinde geleneksel bir yapıya sahip olan Şanlıurfa, folklorik özellikleri yönüyle de ince ve zevkli bir dokuya hakimdir. İnsan Şanlıurfa folklorunun hangi konusuna el atarsa atsın, kendisini bin bir çeşit çiçeklerin ve kokuların hakim olduğu eşsiz bir bahçede bulur ve bu bahçede inanın ki çoğu zaman kaybolur.

Şanlıurfa folklorunun en karakteristik özelliklerini taşıyan ve en önemli kollarından biri halk oyunlarıdır. Her yörede olduğu gibi Şanlıurfa’da da Halk oyunları düğün, nişan, kına gecesi, asbap gecesi[2], asker uğurlama, karşılama ve çeşitli kutlama, şenlik gibi törenlerde oynanır.

Şanlıurfa’nın musiki ile olan yakın ilgisi, halk oyunlarını da çok etkilemiştir. Bu nedenle halk oyunlarımızda çalınan müziklerde ezgi zenginliği hakimdir. Hele dörtlü değnek oyunumuzdaki müzik zenginliği ve seyri ritimlerin çeşitliliği adeta bir müzik ziyafeti gibidir.

Şanlıurfa da oynanan halk oyunları dizi halinde oynan oyunlar, tek kişi ile oynan oyunlar, karşılıklı oynan oyunlar gibi ayrıma tabi tutmak mümkünse de esas olarak halay türündeki oyunlar hakimdir. Hatta Şanlıurfa oyunlarına halayın harmanı da diyebiliriz.  Halaylar; çok ağır figürlü olanlar; Girani, Hasan Dağı, hareketli olanlar; İki ayak, Abravi, Soseh gibi, bir olayı bir üzüntüyü anlatan; Kımıl, teşi, Derik, Terge sayılabilir. Bazı oyunlarımızda ise üzüntü ile sevinç birlikte yaşanır.

Halk oyunlarımız hemen her zaman müzik eşliğinde oynanır, bu husus Urfa’nın müzikle yakın ilişkisine bağlanabilir. Hatta bir çok oyun türkülüdür ve türkü ile söylenir. Urfalıyam ezelden, Derik, Kımıl türkülü oyunlara örnek olarak gösterilebilir.

Şanlıurfalı olaylar karşısında çok duyarlıdır, sözlerle ifade edemediğini türkülere hoyratlara manilere döker. Bazen de bir sevgisini ayrılığını, yasını, sevincini, coşkusunu oyunlara dökmüştür. Böylece kelimelerle ifade edemediğini duygularını el ayak ve yüz ifadeleriyle yaptığı çeşitli figürlerle anlatmaya çalışmıştır. Bir “kımıl” oyununda oynayan ve seyreden gerçekten duygulanır ve çoğu zaman seyredenler oyuncularla birlikte ağlar. Kadınlar “zılgıt” [3], erkekler “hala he” sesiyle duyguları daha da coştururlar. Oyun her şeyden önce isteğe bağlı ve özgürce yapılan bir hareket olduğu için  oyuncu duygularını en ince noktasına kadar ifade etme imkanı bulur. Oyuncu oyun oynarken, günlük yaşantının verdiği ağır stresten kurtulup adeta kendini bir kuş gibi hafif ve özgür hisseder.

Şanlıurfa’daki toylar, düğünler Şanlıurfalının bir parçası olmuştur. İnsanları birbirine bağlayan, kenetleyen, yaklaştıran ve kaynaştıran bir özelliğe sahiptir.

 

Oyunlarımız kadar kıyafetlerimiz de çok çeşitlilik arz eder. Kıyafet ve takılarımız bir renk armonisi içerisindedir. Kıyafetlerimiz ve takılarımız oyunlarımızın çarpıcı etkileyici coşkulu figürleri ve eşsiz müzikleriyle birleşince seyredilmesine oynanmasına doyum olmayan halk oyunlarımız ortaya çıkar.

 

 

HALK OYUNLARIMIZDAN BİRKAÇI

 

1-GİRANİ (Hasan Dağı )

Girani oyunu ağırlamalıdır ve isminden de anlaşıldığı gibi ritmi çok ağırdır. Şanlıurfa’daki düğünlerde ekseriyetle ilk olarak bu oyun oynanır. Hareketli oyunlara bir ısınma sayılır. Hareketler çok ağır olması yanında, oyunda baştan sona ağırbaşlılık hakimdir.Oyuncular adeta süzülerek oynarlar.Oyuncular yan yana dizilirler sağ elleri içten sol elleri dıştan diğer oyuncuyu tutacak şekilde parmaklarını birbirine geçirirler davulcu ve zurnacı çalmaya başladıktan sonra baştakinin komutu ile oyuna başlarlar.Baştaki kişi oyunu en iyi bilen ve idare edendir. Baş çeken bazen ortaya çıkar, tüm ustalığını sergiler, oyunun ritminde uygun olarak omuzlarını ve sağ elindeki mendili titreterek oyuna ağır bir hava verir .

             

            2-DÜZ:

            Genellikle girani oyunundan sonra oynanır.Giraninin yavaş ritminden sonra düzde oyunun ritmi biraz hızlanır .Bu oyunuda bilhassa köy düğünlerinde  çok rağbet edilir ve oyunu köyde erkeklerle evli ve yaşlı kadınlar beraber oynarlar. Şehir düğünlerinde ise bütün oyunlarda olduğu gibi bir erkekler. erkek düğününde. kadınlar ise kadınlar düğününde”oynarlar.

            Düz oyunda bütün maharet ekip başındaki kişidedir. Oyunun bir yerinde ekipten koparak kendine has ritmik ve çok canlı bir gösteri yapar, davulcunun da  maharetiyle seyredenleri adeta coşturur. Bir ara yere oturur ve bu ara sesi gür ve güzel olan biri hoyrat okur. Damlarda oyuncuları seyreden kadınlar da buna zılgıt çalarak oyuncuları daha da coştururlar. Bu oyuna  çok yakın olan oyunlar Ayşana Ali ve Çeçen kızı sayılabilir.

            Düz oyunun figürleri basittir ve oynayan insanı yormaz. Köyde elele tutuşan erkekli kadınlı oyuncular saatlerce bu oyunu oynarlar. Oyunu oynarken de yavaş yavaş sağa doğru oynayarak  yürürler böylece oynayarak düğün alanını dolanırlar.

             

            3-İKİ AYAK

            Hikayesi: Oyun oynamada çok maharetli bir delikanlının yakın arkadaşı evlenmek üzeredir. Delikanlı çok fakirdir ve düğünde giyebileceği pek bir şeyi yoktur. Annesi oğlunun üzülmemesi için düğünde giymek üzere bir çift çorap örmeye karar verir. O kadar yoksuldur ki çorabın birinci tekini yapabilir, ikinci tekini örmek için yün temin edemez. Düğün günü de gelir çatar. Delikanlı düğüne tek çorabı giyerek gider. İyi oyuncular her zaman oyuna kaldırılır. Bu nedenle delikanlıyı da oyuna kaldırırlar. Delikanlı utanır , çorapsız ayağının görülmemesi için oyunda çorap giydiği ayağı devamlı ön plana çıkararak o an içinden geldiği gibi bir oyun oynar. Seyredenler oyunu çok beğenmiştir. İşte  günden beri delikanlının oynadığı bu oyun “iki ayak” oyunu adıyla oynandığı söylenir

Oyun ismini ayağın iki iki defa öne vurulmasından almıştır hareketli ve estetik figürleri olan bir oyundur, yörede sevilerek oynanır.

 

4-KIMIL[4]

Kımıl; buğdayların başak verdiği sırada tanelerine dadanıp özsuyunu emerek buğdayı mahveden, öldüren bir böcektir. Kımıl’a “süne” de denir. Kımıl boz toprak renginde 11-12 mm uzunluğunda bir haşere böcektir.  Kışı yüksek yerlerde geçirir, ilkbaharda ovalara iner. Yumurtalarını sıra halinde yaprakların alt yüzüne bırakır. Bir dişi süne 150-200 yumurta yapar. Yumurtadan çıkan böcekler sütlü buğday tanelerini emerek beslenir. Dolaysı ile buğday tanesinin dolmasını engeller. Bu nedenle kımıl geldiği sene, yöre için felaket bir hasat yılı yaşanır. Bütün karşı koymalara ve çeşitli metotlarla mücadeleye rağmen bu parazit böcekle baş edilemez. İşte bir yıl boyunca sürüp ektiği, elleriyle temizlediği, varını yoğunu verdiği ve tek umudu olan buğdayın, kımıl tarafından yok edilmesi çiftçiyi de yok eder perişan eder. Kımıl çok enterasan bir böcektir, ilaç mücadelesiyle başa çıkılamayanca, kımılları toplama yoluna başvurulur. Toplayıcılar kalburla buğday saplarına vurarak buğday başağı üzerindeki kımılların kalbura dökülmesini sağlarlar. Kalburda biriken kımıllar önlerinde bağlı olan önlüklere daha sonra torbalara aktarılır. Yine bu esnada yere düşen kımıllarda toplanarak torbalara doldurulur.

Kımıl’la yapılan bu zorlu mücadele köylülerimizi çok etkilediği için, kımıl’la mücadele sembolize eden “kımıl” oyunu ortaya çıkmıştır. Bu oyun köy meydanlarında aynen tarlada verilen mücadeleyi anımsatır şekilde çok sayıda kadın ve erkek tarafından birlikte oynanır. Kımıl’la hasat yok olduğundan, köylünün de hasat üzerine kurduğu bütün hayalleri kımıl’la birlikte yok olur. Bu durumdaki bir köylünün halini tasvir ederek oynana kımıl oyunu, hem oynayanı, hem de seyredeni ağlatır. Kımıl oyunu oynanırken davul zurna eşliğinde kımıl’la ilgili şu türküde söylenir

 

Urfalılar hep ağlar

Buğdasına bel bağlar

Şu kımıl yürek dağlar

Havar kımıl lo kımılo

 

 

Ekinimiz kavurdu

Gök yüzüne savurdu

İslam değil gavurdu

Havar kımıl lo kımılo

 

Ekinimiz ekmişiz

Boşuna beklemişiz

Kımıldan çok çekmişiz

havar kımıl lo kımılo

 

5-TEK AYAK (Derik)

Halk arasında Derik oyunun çok güzel bir kız için yakılan türküden çıktığı söylenmektedir. Kızın adı “züleyha”, takma adı ise “derik”tir. Bu genç kız çok güzeldir ve çok güzel de oynar. Hangi düğüne gitse o düğün şenlenir, bambaşka bir hava eser. Derik’i seyreden bütün erkekler, kızın güzelliğine, oyundaki marifetine hayran olur. Artık her toyda her düğünde Derik aranır. Onun gelmesini herkes dört gözle bekler

Derik, oyunun oynarken bir kuş kadar hafif, çekirge kadar çeviktir. Bazen çok kıvrak hareketler yapar, bazen de güvercin gibi süzülür kanat çırpar ve sıçrar. Şanlıurfalılar Derik’in bu hareketlerinden esinlenerek

 

Derik gilde bir kuş var                     Anay öle deriko

Kanadında nakış var                        Babay öle deriko     

Toya derik gelmedi                          Çoğ gözelsen deriko

Elbet bında bi iş var                         Çoğ şırınsen deriko

 

Diyerek toya düğüne gelmeyen Derik’i anarlar arayıp bulup muhakkak gelmesi için razı ederler. Derik çok güzel olduğu kadar çokta güzel oynadığından herkesi büyülemektedir

Oyun oynanırken oyunun güzelliğinde Derik’in güzelliği kıvraklığı gözler önüne serilir. İşte ismini güzel Derik’ten alan, Tek ayak oyunu hareketli ve göze hoş gelen figürleri olan bir oyundur

 

6 -TERGE (Türki tergi)

Bu oyuna yöremizde “Türki baraza” da denir. Bu oyun ekseriye Urfa’nın Suruç ilçesinde halen varlığını sürdüren Alaaddin Keykubat’ın torunları olan “Alaaddin” aşiretine ait olduğu söylenir. Şanlıurfa’da göçebe (köçer) türkmen aşiretleri tarafından “Terge” oyunu çok güzel şekilde oynanır. Yöremizde yaygın bir şekilde oynanan bu oyun adını, bu türkmen aşiretlerinden almıştır. Köylerde baş çeken bu oyunu  oynayacağı zaman davulcuya bazen “Türkü çal” diye seslenir. Zengin kültürümüzün bir çok özelliklerini taşıyan bu oyun, kardeşliği ve sevgiyi simgeler.

 

7-URFALIYAM EZELDEN (ÖMER)

Bu oyun isminden de anlaşıldığı gibi “Ömer”isimli bir oyuncudan alınmıştır.Ömer çok yakışıklıdır, çok yiğittir, iyi ata biner, iyi kılıç kuşanır. Çöğüt[5] çalar, çok iyi hoyrat söyler, çok iyi halay çeker. Allah her kabiliyeti sanki ona vermiştir. Urfa’da Ömersiz bir düğün düşünülemez.  Ömer’in baş bağlaması da meşhurdur. Başına sırmalı puşu bağlar, puşunun kenarındaki renkli püskülleri vardır. Renkli püsküller başında çiçek gibi durur. Halay çekerken, püsküller savrulur sanki her gül bir yana düşer. Ömer hangi düğüne giderse kızların zılgıt sesleri ile yer yerinden oynar. Sesler yeri göğü inletir Heyecan son safhadadır. Ömer çevreyi öyle etkilemiştir ki halk Ömer i anlatan türküler yakmıştır.

 

            Urfalıyam ezelden                            Urfa bir yana düşer

            Göynüm geçmez güzelden  Zülüf gerdana düşer

            Göynümün gözü çıksın                     Bu nasıl baş bağlamak

            Sevmeseydim ezelden                    Her gül bir yana düşer

                                                                                 

            Anım olasan Ömer                           Anam olasan Ömer

            Babam olasan Ömer                       Babam olsan Ömer

            Yetim kalasan Ömer                        Yetim kalasan Ömer

            Benim olasan Ömer                        Benim kalan Ömer

           

8-     SOSEH

Şanlıurfa’nın güney köylerinde çok oynanan bir halay türüdür. Yalnız kadınlar, yalnız erkekler, yada kızlı-erkekli olduğu gibi karışıkta oynanır. Bu oyunun bulgur dövmeyle ilgili olduğu söylenmektedir. Ayak figürlerinin yani ayakların yere vuruluşu ile çıkan seslerin tokmak ile dövme dövülürken çıkan sese ve ritme yakınlığı hemen hissedilebilir

 

9-GEZALİ

Köylü kızı elinde kovası (ülbesi) süt sağmaya giderken, komşu köyden davul sesi gelir davul sesine ayak uydurmak için ceylan gibi sağa sola sekerek oynamaya başlar böylece gezali oyunu doğmuş olur. Gezali; ceylan demektir. Köylü kızı oyunu oynarken,  ceylan gibi sektiğinden bu oyuna “gezali” denmiştir. 

 

10-ÜÇ AYAK (SENNİK)

Bu oyun oynanırken ayakla üç defa hareket yapıldığı için, ismini ayak figürlerinden almıştır. Üç ayak oyunu bir “halay” oyunudur. Şanlıurfa’nın bütün yöresinde yalnız kızlar, yalnız erkekler, yada kızlı erkekli karışık oynanır. Bu oyunun özelliği ayak hareketlerinin yanında omuz ve baş hareketlerinin de çok zengin oluşudur

 

11-TEŞİ

Teşi; yöremizde yün ve pamuk eğirmek için kadınların kullandıkları iğ şeklinde bir araçtır. Teşi oyun kadının ev işlerini sembolize eder. Oyunda oyuncular bir sağa bir sola kayarak oynar. Teşi oyununda ip eğirme, süt sağma, hamur yoğurma, gibi ev işleri dile getirilir çok zengin figürleri vardır.

 

12-DİNGE

Bu oyun adını davul sesinden almıştır. Şöyle ki kulağa gelen dın dın davul sesi zamanla “dinge” şekline dönüşerek oyun adını almıştır. Bir söylentiye göre; Avdan dönen baba çocuğuna annesinin nerede olduğunu sorar, çocuk babasına anam dındına getti demiş. Bu çocuğun söyleyişi çevrede ilgi toplamış o andaki hanımın oynadığı oyunun adı “dıngey” olmuştur denilir.

 

13-LORKE (abravey)

Bu oyunun biraz değişik şekilleri yurdumuzun bir çok bölgesinde ve değişik adlarla oynanır. Lorke oyunu her figürün değişmesiyle ayrı bir ad alır. Çok yaygın ve hareketli bir oyundur. Adını figürün özelliklerinden alır. Vücut dik olarak ayaklar üzerinde sıçranırsa “dik” aynı tempoyla sağ ve sol ayaklar üzerinde sıçranırsa “abravey “adını alır  

 

14-DEGENEK OYUNU

Bu oyun savaştan dönen yiğitlerin savaştaki mertlik ve yiğitliklerini sembolize eden bir oyun olarak bilinir. Mertlik, yiğitlik, vakarlık yanında dövüş sanatının da en güzel örnekleri sunulur.Dörtlü değnek oyununa“dörtlü fasıl” veya “fasıl” da denilmektedir. Oyun kadar, ezgileri de çok güzeldir. Her fasılda ezgi ve ritim değiştiği için her davul-zurnacı bu oyunu çalamaz. Bu oyunda birçok figürler, sekmeler el ve ayak hareketleri olduğundan her oyuncu değnek oyununu oynayamaz. Ancak oyun oynamada zamanla ustalaşanlar oynayabilir. Bu oyun oynanırken seyircilerin heyecanlanmaması damda seyreden kadınların zılgıt çalmaması mümkün değildir. Zaten bu zılgıt sesleri oyuncuları galeyana getirir, oyuna bambaşka bir hava verir. Genellikle dört kişi ile oynana bu oyun, gerek ezginin değişmesi gerekse hareketlerin değişmesi yönünden dört fasıl halinde oynanır.Oyunun en son ölümünde değnekle yapılan temsili dövüş ve asker yürüyüşü figürleri  vardır.

Oyunun birinci faslı çok ağır hareketlerle başlar davul beş defa güm güm diye vururken oyuncular sağ ayak öne doğru atılmış vaziyette ve eller arkada bağlı olarak dururlar dik ve düşünceli olarak birbirlerine bakarlar. Daha sonra davulun ritmine uygun olarak sağ eller havaya kalkar ve yine davulun ritmine uygun olarak avuç içine üçgen olarak alınmış mendil dışarıdan içeriye doğru hareketlerle savrulur. Derken diğer elde kalkar ve oyun tamamen başlamıştır oyunun tümünde vakar ve ciddiyet hakimdir. Oyuncunun gülmesi veya ferdi hareketler yapması oyun dışında başka şeyle ilgilenmesi hiç hoş karşılanmaz, oyunun ciddiyetini bozar. Oyun el hareketleriyle başlar daha sonra ayak hareketlerine geçilir yine dik dururken sol ayak sağ ayağın üzerine getirilip götürülür ve daha sonra sağ diz ve sol diz üzerine oturulur daha sonrada oyunun oturup kalkma figürlerine geçilir oyun genelde dört kişi ile oynanır ve oyunculardan en yaşlısı ve en iyi bileni oyun içinde oyunu yönetir. Genelde aynı ekipler beraberce düğünlere gittikleri ve oyunun hareketleri belli olduğu halde yinede ferdi hareketler olmasın yapılan hareketlerde bütünlük sağlansın diye diğer oyuncular devamlı olarak yönetenin gözüne bakarlar. Yöneten de gözleriyle hangi hareketten hangisine geçeceğini işaret eder. Göz işaretiyle anlamak uzun zaman birlikte oynama neticesinde elde edilir.

Oyunun ikinci kısmında zurnanın ezgisi ve davulun ritmi değişir ve birinci kısma göre daha hareketlidir.

Üçüncü kısım oyuncuların oynayarak sıraya girmeleri ve davulun önünde tek tek figür yapmalarıyla başlar ve bütün oyuncuların hünerlerini göstermekle son bulur. Dördüncü kısımda yine davulun ritmi ve zurnanın ezgisi değişir ve halaydaki düz oyunu sergilenir ve yine oturup kalkma hareketleri ile son bulur fakat her bölümün oturup kalkma figürleri birbirinden ayrı figürlerle ve geriye dönme gibi hareketlerle süslenir.

Son bölüm ise en heyecanlı ve seyredenlerce beklenen bölümdür dut veya dut gibi sert ağaçlardan yapılmış değnekler, davulun dövüş ritmini vurmasıyla ortaya atılır ve her oyuncu kendine bir tane seçer. Eski oyunculardan bu sert değnekleri bir vuruşta kafasında veya kolunda kıran olduğu söylenir. Hatta o oyuncuların geleceği düğünde yeterinin iki katı değnek ortaya atılırmış ki kırılanlar haricinde oynamak için değnek kalsın. İşte oyuncular kendilerine birer değnek seçince, davulun vurduğu cenk havasıyla oyunculardan ikisi değnekleriyle dövüşmeye başlarlar işte o anda seyredenler coşkuyla bağırmaya damdan seyreden kadınlar zılgıt çalmaya başlarlar ve dövüşün heyecanı ve temposu bir kat daha artar. Oyunculardan birinin değneği kırılır veya bir müddet vuruştan sonra, diğer oyuncular araya girerek vuruşmayı durdurur. Derken değnekle bir iki figür yapılır ve bu defa diğer iki oyuncu döğüşe başlar. oyunun nihayetinde araya girilir ve döğüş kesilir. değnekle çeşitli figürler ve asker yürüyüşü yapılır ve oyuncular birbirlerini kucaklayarak oyunu bitirirler.

 Daha sonrada kol kola geçerek urfa halaylarından girani, düz, tek ayak, çüt ayak terge oyununu  oynarlar ve abravi oyunu ile oyuna son verirler



[1] Her Yönüyle Şanlıurfa Halk Oyunları, Abuzer Akbıyık, Şanlıurfa Halk Oyunları Derneği (ŞURHOY) Yayınları No:2,  Altındağ Matbaacılık, İzmir, 1989

[2] Asbap gecesi: Düğünden bir gece önce, damat ve arkadaşlarının eğlendiği gece

[3] Zılgıt: Oyuncuları şenlendirmek için kadınların dil hareketiyle çıkardıkları sesler

[4] Kımıl oyunun hikayesi  ve kımıl türküsünün sözleri Abdullah Balak tarafından derlenmiştir. 

[5] Çöğür: saz, bağlama

Şu An Sitede
25 Kişi Online
DÜNÜN MANŞETLERi
SEFERLER  + Ekle 
ETKiNLiK  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR
ÜYELİK
Genel İçerikler