Soğmatar, Urfa’nın 65 km. güneydoğusunda Tektek Dağları arasında, antik dönemden günümüze ulaşabilmiş Hıristiyanlık öncesi Ay tapıcılığının merkezi olan gizemli bir kent.
Güneyinde Roma kenti Şuayb Şehir, kuzeyinde Bizans manastır kalıntısı bulunan Sanem Mağara, doğusunda Betik ve ilk Hıristiyan döneminden kalma manastır kalıntısı, Süryanice yazıtlar ve kaya mezarların bulunduğu Kasr’ül Benat bulunuyor.
Urfalıların bir kısmı görmüştür ama, görmeyenler için kenti biraz anlatmak istiyoruz.
Çok acil olarak (yol ve dinlenme tesisi yapılarak) Urfa turizmine kazandırılması gereken bu antik kentte, bir kale kalıntısı, yazıtlı-heykelli Sin Tapınağı (Pognon Mağarası), üzerinde 10 adet Süryanice yazıt bulunan kutsal tepe, kutsal tepenin kuzey yamacında yazıtlı bir komutan heykeli ile Ay Tanrısı Sin’i tasvir eden sağında ve solunda yazıtlar bulunan çerçeve içinde yuvarlağımsı bir baş, 7 adet anıt mezar ve efsaneye göre Hz.Musa’ya ait bir kuyu.
Modern köy antik kentle iç içe olduğundan o döneme ait kalıntıların büyük bir kısmı maalesef bugün yok. 1950’lerin başında buraya gelen köylüler, kalıntıların içinden çıkardıkları kullanıma hazır yapı elemanlarıyla evlerini yapmışlar. Bu kalıntıları evden başka, bahçelerinin ve bostanlarının duvarlarında da kullanmışlar. 50-60 yıl önceki fotoğraflarda kentte daha fazla kalıntı görünüyor.
1991 yılındaki ilk gezimizde, küçük bir bostanın kenarında duvar olarak kullanılan antik döneme ait alt kısmında Süryanice yazıtlı başsız bir komutan heykeli görmüştük. Bu heykel daha sonra çabalarımızla sancılı bir şekilde Urfa Müzesine getirildi.
A. SOĞMATAR İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR-YAYINLAR
Soğmatar ve özellikle buradaki Sin Tapınağı ilk kez 1907 yılında Fransa’nın Bağdat Konsolosu H.Pognon tarafından tanıtılmış ve buradaki bütün Süryanice yazıtlar onun tarafından okunmuş, tercüme edilmiş ve yayınlanmıştır (1). Sin Tapınağı’nın bulunduğu mağara ise onun adıyla “Pognon Mağarası” olarak bilim dünyasınca tanınmıştır. Pognon kelimesi Fransızca olduğu için okunuşu “Ponyon”dur. Bu isim genellikle İngilizce olarak algılanmış ve yanlış olarak kitaplara “Pagnon” diye yazılmıştır.
Doğu bilimi uzmanlarından J.B.Segal, 1953 yılında burada bir inceleme yaparak 22 sayfalık geniş bir makale yazmıştır (2). Daha sonra 1971 yılında kente gelen H.J.W.Drijvers da incelemelerde bulunmuş, yeni yazıtlar ve malzemeler keşfetmiş ve bu çalışmasını 1973 yılında 14 sayfalık bir makale halinde yayınlamıştır (3).
Sonraki yıllarda birçok Doğu bilimi uzmanı tarafından incelenen Süryanice yazıtlar üzerinde çalışmalar yapılarak bir kısmı yeniden okunmuş ve üzerlerinde etimolojik etütler yapılmıştır.
1999 yılına kadar yapılan çalışmalar sonucunda Soğmatar’da toplam 31 adet Süryanice yazıt tespit edilerek yayınlanmıştır. Bu konuda en son eser H.J.W.Drijvers ile meslektaşı Manchesterli Prof.John F. Healey’in ortaklaşa çıkardıkları ve bizim de biraz katkıda bulunduğumuz geniş bir çalışmadır (4).
B. KENTİN TARİHİ
Aslında kentin tarihi şu anda toprağın altında. Yani şimdiye kadar arkeolojik bir araştırma ve kazı yapılmamış. 1. derecede arkeolojik sit alanı olduğu için kentte kazı yapmak yasak olmasına rağmen yakın bir zamana kadar köylüler bu yasağı delmişler, yerden sikke, heykel vb. malzemeler çıkarmışlardır. Kazı yapanlar hakkında yasal işlemler yapılmıştır.
Yıllarca mektuplaştığım Soğmatar uzmanı H.J.W.Drijvers, 1971 yılındaki incelemeleri sırasında Aramice yazıtlar bulmuş ve bu yazıtlara dayanarak buranın M.Ö. 4. yüzyılda iskan edildiğini tespit etmiştir. Bu tarih bilindiği gibi Helenistik Döneme denk geliyor. Yani Makedonyalı İskender ve halefleri olarak kabul edilen komutanları dönemi.
Harran’ın 45 km. doğusunda bulunduğu için tarihleri de aynı olması gerekiyor, ancak ne yazık ki, Soğmatar hakkında tarih kitaplarında çok az bilgi var ve bu da ancak II. yüzyıla ait, yani Roma öncesi ve sonrası dönem. Harran’ı ele geçirenler buraya da sahip olmuş olmalı. Ancak Harran gibi tanınmadığı ve bilinmediği için hep arka planda kalmış ve gizemini korumuştur. Bu antik kent, Helenistik, Roma-Bizans, İslami dönem (Dört Halife-Emevi-Abbasi ve Arap beylikleri), Türk ve Arap hakimiyetlerini gördükten sonra Osmanlı dönemine ulaşmış olmalı. Bu arada 1260 yılındaki Moğol tahribinden de nasibini almıştır.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan 1950’lerin başlarına kadar ıssız bir durumda olup eşkıyaların barınağı imiş.
Şu anda mevcut kalıntıların tümü Roma öncesi yani Edessa Krallığı (M.Ö.132-M.S.244) dönemine ait. Daha sonra Roma-Bizans hakimiyeti var. Ancak sonraki yüzyıllara ait medeniyet kalıntılarına rastlanmaz. Harran gibi işlek bir yer olmadığından ve can güvenliği açısından da uygun olmadığından yüzlerce yıl ıssız kalmış olmalı.
Edessa Krallığı döneminde burası uzak bir askeri karakol durumunda. Kral tarafından Edessa (Urfa), Harran ve Soğmatar (o dönemdeki adını bilmiyoruz) arasındaki bölgenin korunmasını sağlayan geniş yetkili bir vali görevlendirilmiş. Bu vali yanındaki bir miktar askerle adı geçen bölgeyi ve kervanları eşkıya, çapulcu ve bedevi Araplardan koruyordu. Diğer zaman da bölgedeki araziyi ekip biçiyordu. Soğmatar valilerinden birkaçının ismini biliyoruz. Bunlar Süryani kökenli olup isimleri Vail, Tiridates, Abgar ve Barnahar’dır. Valilik belirtileri olan kralın hediye ettiği kılıç ve kemer taşıyorlardı. Yazıtlardan anladığımız kadarıyla bu valilere Süryanice “Şallita de Arab” yani “Arap valisi” unvanı verilmişti. Bu isim bölgedeki Arap nüfusunun çokluğundan kaynaklanıyordu.
Daha önce de belirttiğimiz gibi burada bir arkeolojik kazı ve araştırmalar yapılırsa kentin tarihi ve gizemi açıklanmış olacaktır. Ne yazık ki, arkeolojinin vatanı olan Urfa’da, Harran Üniversitesinde Soğmatar’ı kazabilecek uzman arkeologlar mevcut değildir.
Soğmatar ile aynı yaşta olan Türkiye’nin batısındaki antik kentlerin durumu, Soğmatar’ınkinden kat kat üstündür. Hiç olmazsa turizme açıktır, tesis, ulaşım ve yol sorunu yoktur, yeterli tanıtımı yapılmaktadır, kazıları yapılmıştır, birkaç dilde tanıtıcı broşürleri basılmıştır vesaire… Soğmatar’ın turizme kazandırılmasında eğer isterlerse ilgili makamlara büyük işler düşüyor. Bizden hatırlatması.
C. SOĞMATAR’DA AY TANRISI SİN İNANCI
Soğmatar ününü Ay Tanrısı Sin’e borçludur. Eskiçağda Sin’in merkezi Harran idi. M.Ö. XIV. yüzyılda Hititler ile Mitanniler arasında yapılan anlaşma Ay Tanrısı Sin’in huzurunda imzalanmış ve tanrı şahit tutulmuştur. Daha sonra Assur krallarının eline geçen Harran’da Asurbanipal (M.Ö.668-626) kraliyet tacını Sin tapınağında giymiştir. Assur Krallığı’nın tarihe karışmasından sonra Yeni Babil (Keldani) Kralı Nabunaid, uzun yıllar harabe halinde olan tapınağı restore ederek canlandırmıştır. Harran’daki Ay tapıcılığı Mısırlı Fatımiler’in son tapınağı yıktıkları XI. yüzyıla kadar devam etmiştir.
Sin’e inananların bir kısmının Soğmatar’a gelerek yerleştiğini tahmin ediyoruz. Bu geliş miladi II. yüzyılın ortalarında gerçekleşmiş olmalı. Bu tarihlerde bölge henüz Hıristiyanlığı kabul etmemiş ve Ay tapıcılığı devam ediyordu. Arap tarihlerinde bu dine inananlara putperest deniliyordu. Soğmatar’a yerleşen veya yerleştirilen bu grup, hemen buradaki bir mağarayı tapınak haline getirdi ve duvara da o dönemdeki valinin tam boy kabartmasını yaptırdı. Artık bundan sonra bu mağarada Sin’e ibadet edeceklerdi. Daha önce bahsettiğimiz civardaki en yüksek ve düz bir alanı olan kutsal dağı seçip, sunak tepesi yaptılar, yazılar yazdılar. Tepenin kuzey yamacına 110 cm.’lik kimliği meçhul bir komutan heykeli ve Tanrı Sin’i temsil eden bir insan başı yaptılar. Bu baş, bütün kenti gözetliyordu. Geceleyin ayın görünmesiyle gerekli ibadet, saygı ve yüceltmeler yapılıyordu. Güneş doğup ay kaybolunca onu bu kabartma baş temsil ediyordu. Tanrı Sin yazıtlarda özel isim olan “Marelahe” ünvanı ile geçer. Bu “Tanrıların Efendisi” anlamına gelen Süryanice “Mar Allahe” kelimesinin eski bir şeklidir. Çünkü Sin, civar bölgedeki diğer tanrıların en büyüğü ve en saygı gösterileni idi.
Soğmatar’daki 31 adet yazıtın içinde tarihli olanların hepsi Yunani yani Seleukos Takvimi’ne göre 476 yılına ait. Bu takvimin miladiye göre 311 yıl fazlalığı var. Yani 476 rakamından 311 rakamını çıkarırsak 165 yılı çıkar. Tarih taşıyan yazıtların tümü 165 yılında yazılmış. Neden 165 yılı? Bu tarihin daha öncesi ve sonrasına ait bir yazıt neden yok? Acaba bu tarihten önce burada kimse yok muydu? 165 yılından sonra buradaki insanlar nereye gittiler? Bu kentin bir gizemi olarak kalacak.
D. KUTSAL TEPE YAZIT VE HEYKELLERİ
Kutsal Tepe’ye gelelim. Burası aynı zamanda Sunak Tepesi olarak ta kullanılmış. Çünkü Tanrı Sin’e sunulan yiyecekler hep buraya bırakılmıştır. Akşama yakın sunulan yiyecekler sabaha kadar orada kalıyor ve kutsallık kazanıyordu. Daha sonra herkes bu kutsal yiyecekten uğur sayarak yiyebiliyordu. Tepede zemine oyularak yazılmış 10 adet yazıt var. Tümünü tercüme ettik. Çoğunluğunda isimleri belirtilmiş şahısların hatırlanma istekleri yazılı. Bir örnek: “Adona ve Tiridates ve Ana ve Ma’nu ve Ma’ta ve Adona oğlu Alkur hatırlansın.” Bu yazıtlardan ancak üçü kentin tarihi ve yöneticileri hakkında bilgi verdiği için çok önemlidir. Şimdi sırayla bu üç yazıtı inceleyelim:
1. “Ben Arap valisi Adona oğlu Tiridates, 476 yılının Şubat ayında, efendim kral ve oğullarının hayatı için, babam Adona’nın hayatı için, kendi hayatım, kardeşlerimin ve çocuklarımın hayatları için Marelahe’ye bu sunağı yaptım ve bir sütun diktim.”
165 yılında yazılmış olan bu yazıt vali Tiridates’e ait. Şubat ismi zaten Süryanice. Kral kelimesi ile o tarihte Edessa tahtında oturan Vail bar Sahru (163-165) kastedilmiş. Vali burada incelik gösterip kralı anmış oluyor. Yazıtın sonunda ise Marelahe için sunağın yapıldığı ve bir sütun dikildiği vurgulanmış. Sütun dikme ise yine derin saygıdan gelen bir gelenek. Nitekim Edessa’da da saygıdan dolayı bir askeri komutanın oğlu olan Aftuha, bugünkü kalede Veliaht Prens Ma’nu kızı Kraliçe Şalmet’in anısına bir çift sütun diktirecektir.
2. “476 yılının Şubatında, bu ay içinde. Ben Adona oğlu Maniş ve Ma’na ve Alkur ve Belbana ve kardeşi Alkur. Biz bu kutsal tepe üzerine bu sunağı kurduk ve korunan biri için bir taht diktik. O, vali Tiridates’ten sonra vali olacaktır ve o tahtı korunan kişiye verecektir. Onun mükafatı Marelahe’dendir. Fakat eğer o tahtı vermezse ve sütunu tahrip ederse, o tanrı yargılayacaktır.”
Bu yazıtı da Adona’nın diğer oğulları yazdırmış, tepeye sunak ve taht diktirmişler. Burada Tiridates’ten sonra vali olacak kişinin ve korunan kişinin adları belirtilmemiş. Tiridates, o tarihlerde Ermenistan kralının da adıdır.
Her iki yazıtta da göze çarpan bir kural var, o da şu: Kutsal Tepe’ye ancak yöneticiler ve yakınları sunak yapıp sütun dikebiliyor. Acaba başka bir kimse neden bu hakka sahip değildi ?
3. “FFR’nin komutanı Adona oğlu Absimya, Marelahe’nin önünde hatırlansın. Babas ve Absimya oğlu Tiridates hatırlansın.”
Bu yazıtta Soğmatar’ın o dönemdeki adı FFR olarak verilmiştir. Bu ismin nasıl okunacağı ve ne anlama geldiği hakkında bilim adamları şimdiye kadar bir görüş belirtememişlerdir. Bu da kentin başka bir gizemi.
Kutsal Tepe’nin kuzey yamacındaki Tanrı Sin kabartmasının sağında bir, solunda iki yazıt var. Yazıtlar çok aşındığından güçlükle okunmuştur. Sağ taraftaki yazıtta şunlar yazılıdır: “Şila oğlu Şila, bu heykeli Adona oğlu Tiridates’in hayatı ve kardeşlerinin hayatı için Tanrı Sin’in şerefine yaptı.”
Soldaki iki yazıttan birinde: “Koza oğlu Zekkay ve çocukları Tanrı’nın önünde hatırlansın”, diğerinde ise: “Ben Tanrı, onu görüyorum. Onu görüyorum ve ona bakıyorum. Ben Tanrı Sin” yazılıdır. Burada tanrının kimi gördüğü belirsizdir. Acaba tanrının gözetiminde olması istenen kişi, ölen Soğmatar’ın ilk valisi olabilir mi? Bu da başka bir sırlı gizem.
Tanrı kabartmasının sağında tam boy komutan heykelinin sağındaki yazıtta da şunlar yazılıdır: “Tanrı, bu heykeli Ma’na için 476 yılı Mart ayının 13’ünde emretti.” Bu komutan kimdir? Başının arkasında güneşe benzer süsleme acaba neyi anlatıyor?
E. POGNON MAĞARASI (SİN TAPINAĞI) HEYKEL VE YAZITLARI
Pognon Mağarası’ndaki heykel ve yazıtlara gelelim. Bu tapınağın girişi doğudan. İçeri girince sanki mistik bir hava karşılıyor insanı. Mağaranın her üç duvarına bu kentte valilik yapanların ve onların yakınlarının tam boy kabartmaları yapılmış. Giyim tamamıyla o sırada İran’da hüküm sürmekte olan Parthların giyimi. Parthlar o tarihlerde doğunun süper gücü gibi. Bölgemiz Edessa Krallığının kurulmasından bir süre önce Parthların hakimiyetinde idi.
Tam karşınızdaki duvarın ortasında mihraba benzer bir niş var. Nişin sağ ve sol kenarları üzerinde Sin’i sembolize eden uçları yukarıya doğru birer ay kabartması dikkatleri çekiyor. Ayların ortasında daha sonra çizilmiş olduğu anlaşılan haç şekilleri, buranın ilk Hıristiyanlar döneminde de tapınak olarak kullanıldığını anımsatıyor.
Soldan sağa doğru yazıtları inceleyelim. Mağaranın sol duvarında iki kabartmanın başları üzerinde onları tanıtan “Vail oğlu Vail” kelimeleri yazılıdır. Kabartmaların arasında “Bu heykeller FFR’in komutanı Mutro oğlu Vail tarafından, Arap valisi Vail için, oğlu Vail için, onun oğlu Vail için, efendileri ve velinimetleri için yapılmıştır. Onları Şila oğlu Şila oymuştur” yazılıdır.
Yazıt ve heykeller kentin başka bir valisi olan Vail ve oğluna aittir. Burada hem valinin ve oğlunun hem de torununun adları aynıdır. Bu kabartmaların heykeltıraşı Şila’dır.
Mağaranın ortasındaki nişin solunda tam boy kabartmanın üzerinde “Barkelbo oğlu Hafsay” yazılı. Kabartmanın solunda şunlar yazılıdır: “Bu, Arap valisi Dini oğlu Barnahar’dır. Barkelbo oğlu Aurelius Hafsay için, efendisi ve velinimeti Antoninus Sezar’ın azatlı kölesi için yapıldı.”
Bu heykel, kentin başka bir valisi olan Barnahar’a aittir. Barkelbo ismi belki o sıralarda tapınılan Köpek Yıldızı ile ilgilidir ve kelime “Köpekoğlu” anlamındadır.
Nişin sağındaki tam boy kabartmanın başının solundaki yazıtta şunlar yazılı: “Bu Tiridates’in oğlu Adona’dır. Barkelbo’nun oğlu Hafsay için yapıldı.”
Mağaranın sağ duvarında 4 kabartma bulunur. İlk iki kabartmanın arasında şunlar yazılmıştır: “Bu heykel Makimi oğlu Ma’nu tarafından Arap valisi Abgar için yapıldı.” Diğer iki kabartmanın başlarının arasında ise “Bu heykel Şila oğlu Male tarafından Arap valisi Dini oğlu Barnahar için yapıldı” yazılıdır. Sondaki kabartmaların başların üzerinde dökülmüş kısımda da “Adona oğlu…….. Adona oğlu Tiridades” yazılıdır.
Yukarıdaki yazıtta Abgar adlı başka bir Soğmatar valisini görüyoruz. Ayrıca heykeltraş ta Şila’nın ikinci oğlu olan Male’dir.
Soğmatar valilerinin kabartmaları bu tapınağın duvarlarına neden yapıldı? Böyle yapılmakla valiler Tanrı Sin’in koruması altına mı alınmış oluyorlardı? Yoksa kutsallaş mı oluyorlardı? Bu vali kabartmaları da bu kentin gizemlerinden biri olarak kalacak.
Kentin çevresindeki 7 adet anıt mezarda buranın valilerinin gömülü. Ancak sonraki yüzyıllar içinde mezarlar soyulmuştur. Nedense bu anıt mezarların hepsinin kapısı kutsal dağdaki Tanrı Sin kabartmasına bakıyor. Acaba Tanrı Sin’den şefaat mi umuyorlardı?
Bu 7 anıt mezarın yerlerinin, gökteki 7 yıldızın bulunduğu yerlerin tam izdüşümlerine yapıldığı da biliniyor. Ayın haricinde bu 7 yıldıza da saygı duydukları ve bazen tapındıklarını biliyoruz. Ancak o dönemdeki Soğmatar’da astronomi ne derecede biliniyordu, bu anıt mezarları belli bir ölçüye göre mi yaptılar, yoksa göz kararı ile mi yaptılar bilinmiyor.
Mağaranın yaklaşık 500 m. batısında yerde, kaya zemin üzerine oyulmuş ve kısmen yarım bırakılmış bir aslan vardır. Acaba bu aslan heykeli neden bitirilemedi? Savaş veya göç gibi önemli bir olay mı gerçekleşti?
Yukarıda görüldüğü gibi antik kent Soğmatar 1840 yıldır bahsettiğimiz gizemlerini koruyor ve bu tarihten sonra da koruyacak gibi.
Soğmatar hakkında Türkçe yazılmış en son resimli bir çalışma 2003 yılında yayınlanmıştır (5), ayrıca baskıya hazır bir çalışmamızda da Soğmatar’a ve civarındaki antik kentlerin tarih ve kültürlerine geniş yer verilmiştir (6).
____________________________
(1) H.Pognon, Inscriptions semitiques de la Syrie, de la Mesopotamie et de la region de Mossoul, 1907.
(2) H.J.W.Drijvers, “Some New Syriac Inscriptions and Archaeological Finds from Edessa and Sumatar Harabesi”, BSOAS, XXXVI/I: 1-14.
(3) J.B.Segal, “Pagan Syriac Monuments in the Vilayet of Urfa”, Anatolian Studies, III, 97-119.
(4) H.J.Drijvers-John F.Healey, The Old Syriac Inscriptions of Edessa and Osrhoene. Texts, Translations and Commentary, Leiden Brill 1999.
(5) A.Cihat Kürkçüoğlu-Z.Karahan Kara, Harran Medeniyetler Kavşağı, Harran Kaymakamlığı Kültür Yayınları, Şanlıurfa 2003.
(6) S.E.Güler, Tarihi ve Kültürel Değerleriyle Harran.
Bu yazı toplam 823 defa okundu.