URFA ŞİİRİNİ AK SAÇLI AK YÜREKLİ
OZANI : ŞÜKRÜ ALGIN
İbrahim TEZÖLMEZ
Urfa şiirinin yüreği ak, saçları ak ismidir o. “Bakışına Dayanamam” şiirinde şöyle der : “Yarasaların uçtuğu saatlerden söz etme bana / Taşıyamam karanlığı yüreğimde”. Ve gerçekten de onun dünyasında kötülüğe, çirkinliğe, karanlığa yer yoktur. Çünkü o, şair kısmının çocuk saflığını taşımıştır hep gönül ülkesinde.
İlkokul yıllarımdan beri tanırım onu, hocamdır. Şiire tutkundur. Şiir okur, şiir düşünür, şiir yazar. Şiir okurken gözleri dolu dolu olur, şiiri yaşar. Eskilerin deyimiyle şiir onun hayatının mütemmim cüz’üdür.
Bir çoğumuz “Eyvanların Dili”nden tanırız onu. Taşların gergef gergef işlendiği eski Urfa evlerinin şiire dönüşümüdür bu. Yıllar önce “Kayıp Ozan” adlı ilk şiir kitabını çıkarırken, o çocuksu heyecanı hâlâ gözümün önündedir. Yılların şiir uğraşının gün yüzüne çıkışıdır Kayıp Ozan. Bu kitabı “Bir Damla Söz” ve bu günlerde yayımladığı üçüncü kitabı “Bir Tutam Sevgi” takip etti.
Kayıp Ozan’ın “Toprağımca” adlı bölümünde bu toprakların rengini, hüznünü, vefasını, âhengini buluruz. Şahsen ben, bu bölümde yer alan şiirlerini daha çok severim. Bu şiirler maziye, Osmanlı Urfas’ına alır götürür bizi. Bu şiirler Urfa folklorunun, mimarisinin, eski Urfa kültürünün kaybolmaya yüz tutmuş izlerinin tespitidir bir bakıma. O, hem kendisini, çocukluğunu, o günlere özlemini hem de o günlerin Urfasına duyduğu derin hasreti dile getirir bu şiirlerde.
“İçimdeki aşk
Bir başkadır
Revaklar,kubbeler
Mezarlar, minberler
Minareler
Çiniler, ayetler
Sarmaşık süslemeler
Şadırvanlar
Aynalı taşlar
........
Güneş döner
Dünya döner
Ben dönerim
Bendeki aşk
Bir başkadır
İbrahim
(“Hz. İbrahim Camii” , Kayıp Ozan, s.71)
Bunlarda baharat kokulu Attar Pazarı’nı, desen desen Bedesten’i, zenaatın sanata dönüştüğü Bakırcılar Çarşısı’nı, tahtalara motif motif ruh nakşedilen Neccar Pazarı’nı kokularıyla renkleriyle, sesleriyle bulursunuz. Şairle birlikte maziye dalar, imparatorluk
Urfasının alçakgönüllü, sade, sessiz ve aynı ölçüde görkemli ve derin ruhunu hissedersiniz:
“Asırlara şahit olmuş
Şu mermer kitâbeler
Kimler ayak basmadı
Şu eşik taşlarına
Kimler gelip geçmedi
Şu demir kapılardan
Yastık taşları, kemerleri
Büyülemiş
Kilit taşları kubbeleri
Kilitlemiş
Bu bir aşk mı
Bir rüya mı
(“Bedesten” Kayıp Ozan, s. 88)
“Boşuna dememişler
Attar Pazarı
Kuş yuvası, arı kovanı...
Kız kardeşimin kanaviçe ipliği
Gelin bacımın sürmedenliği”
( “Attar Pazarı” Kayıp Ozan, s. 91)
“Bakırcılar Çarşısı’nı gezdim
Çiçek vazolarını, kahve ibriklerini
Gelin sinilerini gördüm
Bakırcılar Çarşısı’nı gezdim
Konuşan renkler, açılan menevşeler
Söylenen şarkılar gördüm
Gülün, lalenin, papatyaların
Öten kuşun, uçuşan kelebeklerin
Hikâyelerin, masalların, destanların
Şiirlerini, manilerini,hoyratlarını
Çelik kalemlerle noktalayan
Ressamlar, mimarlar, şairler gördüm”
(“Bakırcılar Çarşısı” Kayıp Ozan, s. 90)
“Bu Şehri Avucumun İçi Gibi Bilirim” diyen ozanı, bir gün Bedesten’ de dedesine tarçın tespih ya da Bakırcılar Çarşısı’ndan bir fincan kahvenin hatırına kahve dibeği ararken veya gelin bacısına bir çift “yandım alamadım” çorabı sorarken görürsünüz. Bir gün ona Çardaklı Kahve’de rastlarsınız. Nargilesinin ateşini temizlemekte ya da yanındaki pîr, ona eski zaman kıssaları veya Kahveci Güzeli masalını “raviyan-ı ahbar” dan nakletmektedir. Sipahi Pazarı’nda antik kilimlerin otantik motiflerine dalmıştır bir gün. Bu arada şiirlerini zihninde desen desen, gergef gergef işlemektedir., ipek böceği aklığıyla...
Bir gün ona Harrankapı’da rastlarsınız; tarihin dehlizlerin geçerken kabartma kitabelerle konuşmakta ya da İpekyolu kervanına katılmış Mezopotamyalı tacirlerle söyleşmektedir:
“Ne zaman Harrankapı’dan geçsem
Oylum oylum ahşap işlemeli kepenkler
Nal köpürgeli kapılar
Ve hasır örmeli duvarlarla
Konuşurum
Ne zaman Harrankapı’dan geçsem
Kırlangıç kuyruğu damlalıklar
Yuvarlak kaburgalı dükkânlar
Kartal kanadı çörtenler
Beşik kemerli dehlizler
Ve kabartma yazılı kitâbelerle
Konuşurum
Ne zaman Harrankapı’dan geçsem
Eşik taşları, kapılar dile gelir
Neler anlatır neler
İpek yolu kervanları
Mezopotamyalı tacirler
Oğuzlar, Selçukiler
Şaha kalkmış
Kişneyen atlarla
Konuşurum
(“Taşlar da Konuşur” , Kayıp Ozan, s. 84)
Şükrü Algın’ın şiirlerinde Çocukluğa Özlem teması da geniş yer tutar. Bu şiirlerinde tahtadan atını Urfa’nın dar sokaklarında koşturmak, uçurtma uçurmak, bir avuç kırık leblebiyi arkadaşlarıyla paylaşmak ister. Bazen de çocuk ruhunun hayal ufuklarında “ceviz kabuğuna girer saklanır, iğne deliğinden kervanlar geçirir.
“Çocukluğumda ne güzel
Masallar anlatılır
Akşam dinlediklerimiz
Gece, rüyalarımız olurdu
...
Ceviz kabuğuna girer saklanır
İğne deliğinden kervanlar geçirir
Atlı karıncalara kanat olurdum”
(“Açıl Susam Açıl” , K. Ozan, s. 11)
O,güzele, güzelliklere tutkundur. Çiçeklere kıyamayan adamdır ve sevgiliye elleri boş gitmemek için gönlünün pembe karanfillerini yolar:
“Ne menekşeyi
Ne de laleyi
Dalından koparmaya
Kıyamadım
Ellerim bomboş
Sana geldim
Sana gönlümde yeşeren
Pembe karanfiller getirdim”
(“Pembe karanfiller” , K.Ozan , s. 23)
O, maddeden uzak diyarların, hayal ülkesinin sakinlerindendir. Gök yüzüne yöneliktir aklı. Sık sık yıldızlara bakar ve içinde yıldızlar raks eder. Gezinti güzergahı samanyolu bahçeleridir:
“Başımı kaldırdım
Gökyüzüne baktım
Nice güneşler
Nice yıldızlar gördüm
Ve senin yüceliğini düşündüm
Gönlümde sen olmasaydın
Kalbimde yeşeren tomurcukları
Görebilir miydim”
(“Düşündüm” , Bir Tutam Sevgi, s. 19)
Bir aşk denizidir dünya onun için. O, bir sevgi adamıdır; insanları, kuşları, ağaçları, yıldızları, kelebekleri,bulutların göz yaşlarını,esen rüzgarların ninnisini, ateşböceklerini, velhasıl aşk denizindeki bütün güzellikleri sever.
Şairimizin iki güzel şiirinin metnini aşağıda örneklerken; ona, çok sevdiği Urfasında şiirle dolu nice uzun yıllar, şiir gibi günlerle dolu nice uzun ömürler dileriz.
CINCIKLI HAMAM
Anlatsana
Anlatsana dudukuşu
Şu peri masalını
Sen mi güzel ayna mı
Aynadaki nigâr mı
Yoksa cıncıklı hamam mı
Üç güzel oturmuş
Göbektaşına
Biri elma biri ayva
Biri nar
Dudukuşu anlatsana
Şu aşkın masalını
Gümüş kemerli
Büyülü kurnaları
Sedef haphaplı
Gelin hamamlarını
Nolur birazcık anlatsana
Dudukuşu
Nal kemerli kapıları
Binek taşlarını
Ayna mı güzel
Aynadaki nigar mı
EYVANLARIN DİLİ
Bir evimiz vardı
Kalaboynu’nda
Yolu inişli yokuşlu
Duvarları kesme daştan
Kapısı hilal nakışlı
Hayadı mermer döşeli
Ortasında bir havuz
Havuzu dört küpeli
Bir evimiz vardı
Beykapı’da
Odaları tonoz kemerli
İçinde gömme dolapları
Camhanaları
Kuş takaları
Takaları dantel dantel
İşlemeli
Erkeği bakbağuu bakbağuu
Dişisi kuğuu kuğuu diye öten
Tumanlı hızmalı halhallı kuşlar
Bir evimiz vardı
Piyarbaşı’nda
Ortada bir ceviz ağacı
Yanı başında dolaplı kuyu
Deri kovalı kendir örmeli
Ketenköynek incir
Yeddi veren arişş
Annep çınar nar çiçeği
Bahar kokulu melesir
Muhammediye güleri
Bir evimiz vardı
Harran kapı’da
Lülle lülle kabları
Loş zerzembeleri
Kabların üstüne kurulmuş
Gelin çardakları
Yazlık eyvanları
Taşların şiire dönüştüğü
Revakları revakları revakları
Vardı
Bir evimiz vardı
Bir evimiz
Kayıp Ozan , Özlem Kitabevi Yayınları, Şanlıurfa 1988
Bir Damla Söz, ŞURKAV Yayınları: 12, Şanlıurfa 1996
Bir Tutam Sevgi, Elif Matbaası, Şanlıurfa 1999.
Bu yazı toplam 1636 defa okundu.