A.Cihat Kürkçüoğlu
ckurkcuoglu@harran.edu.tr
Müzik Ustası Urfalı Vefik Ataç
30 Mayıs 2010 Pazar Saat 14:10

VEFİK ATAÇ

 

Urfa’mızın Türk Sanat Müziği alanında yetiştirdiği büyük usta Vefik Ataç ebediyete göçüşünün 11. yılında, merhumun oğlu Mustafa Alp Ataç yönetimindeki Almanya Kuzey Ren Vestfelya Türk Müziği Korosu’nun Şanlıurfa Belediyesinin davetlisi olarak 27 Mart 2010 günü akşamı Mozaik AVM Konferans salonunda verdiği muhteşem konserle anıldı.

Ataç ailesi, Urfa müzik kültürünün son 100 yılına damgasını vurmuş bir aile. Bu aileden Vefik Bey’in babası Mustafa Ataç (Ali Çini Mustafa), mahur makamındaki “Urfamızın dört etrafı bahçalar” ve “Ah bu dere yonca” (Alim) besteleri başta olmak üzere çok sayıda klasik türküyü Urfa’mıza kazandırmış büyük bir bestekâr.

Mustafa Bey’in kardeşi merhum Mehmet Ataç ise, 1950’li yıllardan bu yana Türkiye radyolarında dillerden düşmeyen “Bilmem feleğin kastı ne”, “Ta ezelden yüzüm gülmez ağlarım”, “Mektubu gelmez yarin”, “Derbederim yoktur yuvam”, “Felek hançerini almış eline” türküleri başta olmak üzere yüzlerce türküyü kültürümüze kazandırmış bir müzik dahisi.

Henüz ilkokul sıralarında babasının ve amcasının müzik kültürüyle beslenen, Aziz Çekirge, Abdurrahman Savaş, Corci Gümüşkalem (Kemani Corci), Mahmut Güzelgöz ve Kutlu Ulaş’tan faydalanan Vefik Ataç, 1958 yılında ortaokula başladığı sırada, makam bilgisine sahip olup bir-kaç enstrüman çalabiliyordu.

Vefik Ataç, ortaokul ve lise yıllarında tanışıp arkadaş olduğu Mehmet Özbek, Lütfü Emiroğlu, Abdullah Balak ve İbrahim Özkan ile birlikte müzik yolculuğuna çıkmış, onların bu arkadaşlıkları ileriki yıllarda kadim dostluğa dönüşmüştür. Müziği yaşam biçimi edinmiş bu değerli insanların her biri Urfa Müzik tarihinin son 50 yılına eşsiz hizmetleriyle damgalarını vurmuşlardır.

Urfalı ünlü divan şairi Nabi’nin 1666 yılında kendisini şiirin merkezi İstanbul’a atması misali, yüksek tahsilleri gereği Vefik Ataç İzmir’e, Mehmet Özbek İstanbul’a giderek  sanat camiasının içine girdiler.

Bu gün merhum Vefik Ataç, 100’e yakın bestesiyle ve tambur’daki ustalığıyla Türk Sanat Müziği alanında Türkiye’nin önde gelen sanatçıları arasında anılıyor.

Mehmet Özbek; sesi, “Mum kimin yanan Kerkük”, “Gözleri fettan güzel”, “Kurban olam gözlerinin mestine” başta olmak üzere çok sayıda bestesi, TRT repertuarına kazandırdığı yüzlerce derlemesi, Türk Halk Müziği alanındaki engin bilgisi ve yetiştirdiği yüzlerce öğrencisi ile sadece Türkiye’nin değil, Balkanlardan Ortaasya’ya, Ortaasya’dan Kerkük’e kadar tüm Türk dünyasının saygı duyduğu bir hemşehrimiz.

Urfa’da Öğretmen olarak kalmayı tercih eden Abdullah Balak; “Felek sen ne feleksen”, “Başında yazması var”, “Haticem”, “Seherde uyanasan” türküleri başta olmak üzere bestelediği onlarca türküsü, kurucusu olduğu Harran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünde yetiştirdiği yüzlerce öğrencisi ile halk müziğimize önemli hizmetlerde bulunmuş saygıdeğer bir hocamız.

Çok sayıda bestesi olan, ancak mütevazi kimliği ile kendisini hep gizleyen Udi İbrahim Özkan son yıllarda dillerden düşmeyen “Kınıfir bedrenk olur” türküsüyle halk müziğimizin gündemine girmiş bir Urfa beyefendisi.

Udi Lütfü Emiroğlu, Yüksek Ziraat Mühendisliği görevi sırasında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde hizmette bulunmuş, ancak hiçbir zaman çok sevdiği Urfa’dan ve dostlarından kopmamış, başta; “Karaçadırın kızı” olmak üzere derlediği çok değerli türkülerle Urfa halk müziğine hizmet etmiş, gerçek Urfa halk müziğinin bilimsel temellerini eski ustalardan aldığı bilgilerle yaşatmaya çalışmış Marmaris’teki müzik elçimiz.

Her dört sanatçımız da yarım asırlık dostları Vefik Ataç’ı bu gecede yalnız bırakmadılar. Sayın Özbek ve Sayın Emiroğlu kilometrelerce öteden gelerek geceye katıldılar. Mehmet Özbek’in ayrıca merhumun bir eserini seslendirmesi ve onunla ilgili anılarını anlatması geceye ayrı bir değer kattı.

Ayrıca Vefik Bey’in Urfa’da iken musiki bilgisinden yararlandığı değerli hemşehrimiz Kutlu Ulaş da güzel bir vefa örneği göstererek İzmir’den gelip geceye muhteşem seslendirdiği bir şarkı ile katıldı. Kutlu Bey’in tanbur sanatçısı oğlu Kağan Ulaş da taksimleriyle hocası Vefik Ataç’a layık bir öğrenci olduğunu gösterdi.

Burada sözü tekrar merhum Vefik Ataç’a getirmek istiyorum.

O’nun Urfa’daki ortaokul ve lise yıllarında ritm saz, cura, bağlama, cümbüş ve keman ile başlayan müzik yaşamı 1963 yılında yüksek öğrenim için gittiği İzmir’de devam etti.

1966 yılında Ayhan Sökmen sayesinde Tanburla tanışan Vefik Ataç, o andan sonra tanburu hayatının en aziz dostu kıldı ve adeta tanburla yaşamaya başladı.

Tamburi Cemil Bey, İzzeddin Ökte ve Necdet Yaşar gibi ustaları dinleyerek onlardan feyz alan Vefik Ataç, bu sanatçıları hiçbir zaman taklit etmemiş, kendisine has bir tarz geliştirmiştir. Şâir Ahmet Ilgaz'ın "Vefiği nasıl buluyorsunuz?" sorusuna ünlü tanbur üstadı Necdet Yaşar'ın; "Günümüzde birçok tanburi beni taklid ediyor, fakat Vefik kendini çalıyor..." sözleriyle verdiği cevap, Vefik Ataç’ın tanburda durduğu yeri çok güzel anlatmaktadır.

1969 yılından vefatına kadar TRT İzmir Radyosunda “Yetişmiş Tanbur Sanatçısı”, “Koro Şefliği” ve “TSM Müdürlüğü” görevlerinde bulunan Vefik Ataç, birçoğu radyolarda ve devlet korolarında ses ve saz sanatçısı olarak görev yapan öğrenciler yetiştirmiştir.

1986 yılında T.C. Kültür Bakanlığı'nın Türkiye çapında açmış olduğu beste yarışmasında, güftesi Hulusi Çekiç'e ait olan, Ferahnâk makamındaki "Seni nerde bulsam gayrı" isimli bestesi ile Türkiye birinciliği ödülüne layık görülmüştür.

Vefik Ataç; 1977 yılında şair Ahmet Ilgaz ile tanışmış ve bu tanışma sonraları büyük dostluğa dönüşmüştür. Vefik Bey, birçok bestesini Ahmet Ilgaz’ın şiirleri üzerine yapmıştır.

Kendisi de şiir yazan Vefik Ataç, şiirlerini “Mahmut Rehavi - Rehavi” imzası ile yayınlamış ve bu şiirlerinden bazılarını da bestelemiştir.

Türk Musikisinin tüm makamlarına ve usullerine vakıf olan Vefik Ataç, 72 adet bestesini; Ferahnak, Muhayyer Kürdi, Bayati Araban, Hicaz, Sûznak, Kürdili Hicazkâr, Rast, Nikriz, Nihavend, Mahur ve Karcığar başta olmak üzere Türk musikisinin çeşitli makamlarında yapmıştır.

Bestelerinde; Düyek, Devr-i Hindi, Evfer, Müsemmen, Aksak, Türk Aksağı, Ağır Aksak, Semai, Curcuna başta olmak üzere Türk Sanat Musikisinin birçok usulünü kullanmıştır.

Mehmet Özbek’in dediği gibi, O ünlü olmak için bestelerini seslendirmeleri için sanatçıların peşinde koşmamış, tersine sanatçıların kendisine gelmesini beklemiştir. Mualla Şentop, Nalan Altınörs ve Mustafa Keser O’nun bestelerinden bazılarını albümlerinde okumuşlardır.

Şanlıurfa Belediyesinin sanatçılarımıza olan borcumuzu bir nebze olsun ödemeye yönelik çok sayıdaki etkinliğinden bir örnek olan  Urfalı bestekâr-Tanburi Vefik Ataç’ı Anma Konseri” hem bu değerli sanatçımızı tanımamıza, hem de tadı zihinlerimizden uzun süre silinmeyecek bir müzik ziyafetine vesile oldu.

Merhum’un biribirinden güzel eserlerini oğlu Mustafa Alp Ataç’ın şefliğinde seslendiren Almanya Kuzey Ren Vestfelya Türk Müziği Korosu elemanları ve solistleri bizlere muhteşem bir gece yaşattı. 

Mustafa Alp Ataç’ın “Geleceğin Bekir Sıtkı Sezgin’i” diye seyirciyle tanıştırdığı, Vefik Ataç’ın öğrencisi, tanbur ve ses sanatçısı Bora Uymaz sesi ve yorumuyla izleyenleri büyüledi.

Geceye Vefik Ataç’ın küçük oğlu Ali Ataç Viyola’sı, Sedar Gökmen Viyolonsel’i, Önay Akan Kemençe’si, Yavuz Akalın Ney’i, Ufuk Aşkın Kanun’u, Kağan Ulaş Tanbur’u, Halil İbrahim Yüksel Ud’u, Mustafa Şekerli ve Ozan Pars Ritm Sazları ile katıldılar. Birbirinden değerli bu sanatçıların yetenekleri, koro şefi Mustafa Alp Ataç’ın koroyu yönetirken gösterdiği performansla bütünleşince ortaya tüm izleyenlerin hayran kaldığı bir konser çıkmış oldu.

Vefik Bey’in çocukları Mustafa Alp ve Ali Ataç sanat performansları ve mütevazilikleri ile babalarına layık birer evlat olduklarını gösterdiler.

Vefik Ataç, gönüllerimize huzur veren bestelerini ve kendi yolunda yetiştirdiği pırlanta değerindeki iki oğlunu musikimize armağan ederek 8 Mart 1999 tarihinde, genç denilebilecek bir yaşta (51) bu dünyadan Hakk’a göçtü.

O’nun mezar taşını “Rehavi” mahlasıyla yazdığı aşağıdaki şiiri süslüyor.

 

Her şey hoş bu alemde

Meçhul olan zaman hoş

Neş’e de hoş, yalan denen mekân hoş

Güzel de hoş, çirkin de

Gör kendini Rehavi

Dünyaya gelmek de hoş

Bel ki ya dönmek en hoş

 

Mustafa Alp Ataç’ın Bayati makamında bestelediği bu şiir, gecede şarkı olarak izleyenlere sunuldu.

Şiirdeki;

“Dünyaya gelmek de hoş,

Belki ya dönmek en hoş” mısralar, Mevlana’nın ölüme,  Şeb-i Aruz” (Düğün Günü- Vuslat Günü) olarak bakmasını çağrıştırıyor. Dünyada her şeyi hoş gören sanatçının “Belki ya dönmek en hoş” dizesi, ölümü Hakk’a kavuşmak olarak gördüğünü anlatıyor.

Urfa’nın bu güzide evladına böyle bir gece düzenlemesinden dolayı  Belediyemizi ve emeği geçen herkesi kutluyorum.

Merhum’un oğlu Ali’nin gecede babası için istediği fatihaların bu güzel insanın ruhuna ulaştığına inanıyorum.

Mekânı cennet olsun.